@kentteeekolojikhayat

Kentte Ekolojik Hayat Yazıları

Tohum Çeşitleri Neler?

Mart 06, 2019

Tohum Çeşitleri Neler?

Tarımın toprakla birlikte olmazsa olmazı tohum. Biz yokken o vardı. Atalık tohum dediğimiz türün toprağa düşmesiyle tarım oldu ve tarih boyunca süregeldi. Yerleşik düzene giren insanlık tohumu evcilleştirdi, tohumu düzenli ekti ve tarım yaptı. Aldığı mahsulden bir kısmını tohumluk ayırdı ve yeni dönemde yeniden ekti. Yüzyıllarca tarım böyle süregeldi.
Bu süreçte bazı farklı tür tohumlar kendi kendilerine bazılar ise modern tarımla insanlık eliyle melezlendi ve coğrafyaya uygun yeni türler oluştu.
Eppek atalık buğday müzesin
Atalık tahıllar @Eppek dükkanı
Buraya kadar sorun yoktu. Ne zaman ki insanlık, bu türleri bir düzenekle vahşi ticari kaygılarla melezlemeye başladı, bu tohumlar nitelik kaybetti. Hatta bu vahşi ticari kaygılar, insanlara farklı canlılardan genleri birleştirerek başka tohumlar ürettirdi. Geldiğimiz noktada atalık, yerel, hibrit, GDOlu vs olarak sınıflandırdığımız farklı tohum türleri var, bu tohumlar üzerinde de güç savaşı.
Burada anlatmak istediğim bu tohumlar arasındaki farklar.
*

Atalık, yerel, hibrit, GDOlu tohum nedir?

Buğdayın ana yurdu Anadolu’dur. Bu nedenle çoğu kıymetli buğday türü atalık (ata da denir) buğdaydır. Örneğin son yıllarda epey göz önünde olan siyez buğdayı.
Domatesin ana yurdu Amerika’dır. Bu nedenle çoğu kıymetli domates türü Amerika için atalık türlerdir. Ancak 18. yüzyılda Anadolu’ya giren ve zaman içinde bu coğrafyanın koşullarına uyum sağlayan domates türleri yerel türlerdir.
Peki hibrit tohum nedir? İki buğday cinsinin en verimli özelliklerinin alınarak oluşturulan yeni tür hibrittir. Verimlilikten kastım ticari verimlilik, yani hacim gibi özellikler.
GDO’lu yani genetiği ile oynanmış tohumlar ise bambaşkadır. Farklı cins genleri laboratuvar ortamında birleştirilir. Biberde balık, domateste domuz geni olabilir.
*

Neden atalık ve yerel tohum istiyoruz?

Atalık ve yerel türler, coğrafyanın koşullarına uyum sağladığı için tarım ilacı denilerek masumlaştırımaya çalışılan tarım zehirlerine ve sentetik gübreye maruz kalmak zorunda kalmaz. Doğal yöntemlerle üretilebilir. Vitamin ve mineral bakımında kıymetli olmaları nedeniyle besin değerleri yüksektir. Buğday, domates, elma gibi farklı meyve, sebze, tahıllarda yapılan araştırmalarda görüyoruz ki, yeterli beslenme için nitelikli atalık ve yerel türler bize yeter. 
Atalık türlerin olduğun buğdaydan örnek verirsem, siyez, kavılca gibi atalık türlerde gluten miktarı epey azdır. Yerel türlerde bu miktar artar, hibritte ise 7-8 katına çıkar. GDOlu türler için henüz bir çalışma olmamakla birlikte bu sorunun cevabını tahmin etmek zor değil.
Eklemek istediğim bir bilgi de glutenin buğdayın proteini olduğu. Yani glutensiz buğday olmaz. Glutenin yeni tüm kötülüklerin nedeni olduğunu kabul etsek bile, buğdayın diğer besin değerlerinden ve lifinden vazgeçmek istemediğim için, benim için makbulü gluteni az olan türün olması yani atalık buğdaydan olması olabilir.
*

Neden hibrit (kısır da denilen) tohum kullanılıyor? Biz neden hibrit tohum istemiyoruz?

Hibrit (kısır da deniyor) tohumların kanıtlanmış bir zararı olmamakla birlikte dolaylı zararlarından bahsedebiliriz. Hibrit tohumlardan yapılan üretimin coğrafyaya uygun olmaması nedeniyle, zorunlu kullanılan tarım zehirleri (pestisitleri) ve sentetik gübreler doğrudan toprağa, biyoçeşitliliğe, tohuma ve bize zarar verir. Ayrıca hacimsel olarak verimi yükseltirken vitamin, mineral gibi besin değerleri düşen hibrit türler, niteliğini kaybeder. Buna bir örnek verecek olursam, 1950li yıllardaki domatesi, günümüzün domatesi arasındaki likopen farkı 9 (dokuz) kattır(domates cinsine göre değişebilir, ortalama bir değerdir.) Yetişkin bir birey, haftada bir kilogram domates tüketebilir, ancak dokuz kilogram tüketemez. Tüketebilse de, dokuz kilogram domatesin maruz kaldığı tarım zehrine maruz kalır. Kanserojen etkisi olduğunu artık bilinen tarım zehirleri nedeniyle, likopenin kanser önleyici etkisi için tüketilen domates, çöp olduğu gibi bu nedenle artık tehlikelidir. Tarım zehirlerinin yoğun kullanıldığı bölgelerdeki toplu arı ölümleri de (milyonlarca arıdan bahsediyoruz) başka bir gösterge ve tehlikedir.
Hibrit tohum ile yapılan tarım, biyoçeşitliliğe zarar verir, tek tipleştirir. 
*

Neden GDO'lu (genetiği değiştirilmiş organizmalar) tohum kullanılıyor? Biz neden GDO'lu tohumu ASLA istemiyoruz?

Türkiye’de henüz GDO’lu tohum ile üretim yapılmıyor. Henüz diyorum; çünkü kapısı zorlanıyor. Elbette, GDOlu üretim yapılmaması, GDOlu ürünlerin kullanılmadığını göstermez. Ülkemizde etiketin üzerinde yazan bilgiler yeterli olmadığı ve etiket okumakta epey geri olduğumuz için, içinde GDOlu ürün olduğunu anlayamadığımız  gıdalar market raflarında duruyor. 
Tadının tuzlu ya da ekşi olmasına gerek yok, belli bir tat seviyesine getirilmek istenen her ambalajlı üründe şeker bulunur. Bu şekerlerin de neredeyse hepsi mısır şurubu yani GDOlu üründen. Etikette mısır şurubu, glikoz şurubu, maltodekstrin, dekstrin, hatta şeker yazsa da hepsi GDOlu ürüne çıkıyor. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı çıkmamızın nedeni buydu. Özelleştirilen fabrikalar kapatılır, şeker pancarından şeker üretemeyiz, GDO'ya zorunlu kalırız, dedik; geçmiş tecrübelerimiz yanıltmadı. 
GDO tehlikesi hayvansal üretimde de var. Büyükbaş hayvancılığın ithal hayvanlarla yapılmasının dolaylı sonucu olarak hayvan yemlerinde de GDOlu yemler kullanılıyor. Aynı şekilde kümes hayvanları da istediği kadar gezsin, kümese gelince GDOlu yemlerle yemleniyor. Bu hayvanların eti ve sütü ile doğrudan, besin zincirine karışmasıyla bitkiler ile dolaylı olarak etkileniyoruz.
Obezite, MS, ALS, otizm, hatta kanser gibi çokça karşılaştığımız hastalıkların hibrit ve hibritten de çok GDOlu tohuma, bu tohumlarla yapılan tarıma bağlı olduğuna dair çokça araştırma görüyoruz. 
Şekerli, glutenli ya da hayvansal gıda tüketip tüketmemek size kalmış. Burada bahsettiğim sağlıklı gıda değil; nitelikli ve yeterli gıda. Ki benim bakış açımdan nitelikli ve yeterli gıda, sağlıklı gıdadır. 
*

Üretici tarafında tohum

Tohumu üretici tarafından ele almadım, o kısmı ayrı bir yazı konusu olmalı. Kısır da denilen hibrit tohum, ikinci sene az mahsul verdiği için üretici her sene yeniden tohum satın almak zorunda kalıyor. Bir kere hibrit tohuma geçmiş olan üretici, tarım zehri ve sentetik gübreyle birlikte her sene tohum satın alır. Bu esnada kendi tohumuna yani yerel tohuma geçmek istese bile, tarım ilaçlarıyla toprağının verimini düşürdüğü ve biyoçeşitliliği zayıflattığı gibi, tohumunu beklettiğinden de dolayı onu canlandırmak için efor harcamak zorunda kalacak. Maddi ve manevi zararlarını tek başına üstlenmesi, bu sorumluluğu sadece üreticiye yıkmamız, bizim hatamız olacak. Burada yapmamız gereken, yerel türlere hem tüketiciler hem de üreticiler olarak birlikte sahip çıkmamız.

Tohum patentlenemez.
Utku

Organik mi? Ekolojik mi?

Şubat 25, 2019

Organik mi? Ekolojik mi?

Her popüler işte olduğu gibi ekolojik gıdada da bol bilgiye maruz kalıyoruz. Maruz kalıyoruz diyorum; çünkü çoğu bilgi, yanlış. Bilgi tehlikelidir, yanlışı arkasından gelecek çokça yanlışa sürükleyebilir.
Hepimizin malumu artık semt pazarlarında domatesin üstüne sadece domates yazmak yeterli olmuyor, yumurtanın tavuğunun gezdiğini eklemek zorunda kalındığı gibi. 
Ekolojik gıda
Ekolojik patlatmalık darı

Organik mi? Organik sertifikalı mı?

Biz canlılar, diğer canlılarla besleniyoruz. Beslendiğimiz canlılar da tıpkı bizim gibi organikler. Dolayısıyla domatesin zaten organik olması gerekiyor. İnorganik domates, ancak 2000'lerde mutfak masalarının üstündeki plastik domatesler olabilir.
Kastedilen organik, organik sertifikası ise, adı üzerinde bir sertifikaya sahip olması; üretim öncesi, üretim süreci ve üretim sonunda organik sertifikası kuruluşları tarafından düzenli denetime tabii olması gerekir. Ülkemizde maalesef bu kontrolleri şirketler yapıyor, yani üretici tüm bu süreçlerde şirketlere muazzam paralar ödüyor. Zaten organik sertifikalı domatesin bu kadar pahalı olmasının temel nedenlerinden biri bu.
Peki organik sertifikası yeterli mi? Hayır, değil. Sertifika kuruluşları, toprak, su vs analizlerini yaptıkları gibi tarım ilacı (zehri) ve gübre için temiz ürünler öneriyor. Peki Utku bunun neyi kötü derseniz, buraya kadar kötü olan tek şey bu denetimin sadece şirketler tarafından yapılıyor, devletin yeterli personeli varken elini taşın altına sokmuyor olması. Bu nedenle de gıda ticarileşmiş oluyor. Şirket elbette kar amacı gütmesi dolayısıyla ticari davranacaktır.
Benim üzerinde durduğum bir diğer nokta ise tohum. Organik sertifikalı üretimde, üretici yerel tohum ya da organik sertifikalı tohum kullanabiliyor. Kullanabiliyor diyorum böyle bir hakkı var. Peki üretici bu hakkı nerede kullanıyor? Organik sertifikalı tohumdan yana. Elinde yerel tohum olmayabilir, organik sertifikalı tohum hacimsel olarak daha verimli olabilir, ya da organik sertifika kuruluşları bu tohumları iyi satıyor olabilir, konunun bu kısmı başka bir çalışma gerektiriyor, hiç girmiyorum. Bildiğim bir şey var ki hiçbir tohum yerel tohum hatta atalık tohum kadar nitelikli olamaz. 
Şubat ayında pazarda domates
Üstelik Şubat sonunda herhangi bir organik pazara gidin domates göreceksiniz. Bu mevsimde domates üretmek için hangi izin verilen ilacı (zehri) atıyorlar acaba?
Ekolojik gıda, yerel (ya da atalık) tohumdan, sentetik olmayan gübre ile, tarım ilaçsız (zehirsiz), doğayla dost olarak üretilen gıdadır. Doğayla dost olan üreticiyle de, tüketiciyle de dost olur. 
İstediğim gıdaya ekolojik gıda diyorum ki yanlış anlaşılmalardan kaçınmaya çalışıyorum. Bu sayede ne istediğimi tam olarak söylemiş oluyorum. Organik dersem daha çok kişiye ulaşacağımın farkındayım; ancak doğru bilgiyi az kişiye ulaştırmanın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Çok popüler olan organik yerine ekolojik deme çabam bundandır.
Sevgiler,
Utku

Atık Pil Çöp Olmasın

Şubat 14, 2019

Atık Pil, Çöp Olmasın

Saat, kumanda, oyuncak gibi hayatımızda sürekli olan ürünlerde kullanılan, epey ucuz ve erişimi kolay piller acaba çevre için zararlı mı?
Tek kullanımlık plastiklerle mücadele ederken tek kullanımlık cam, ahşap gibi diğer ham maddelere de gözüm kaymıyor değil. Bir ürünün tek kullanımlık olması, kıymetini azaltıyor. Bir taraftan da kentli hayatımızı kolaylaştırıyor, haklısınız. Biz de evde, otopark kumandası ve mouse için kullanıyoruz. Peki, hangi pili kullanıyoruz, sonra ne yapıyoruz?
pil
Atık piller atık pil kutusuna
*
Artık ömrünü tamamlamış her pile, ister tek kullanımlık ister şarj edilebilir olsun, atık pil diyebiliriz. Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine çeviren piller, civa, kadminyum, kurşun, çinko vs toksik metallerden oluşur. 
*

Bizim evde ne oluyor?

Geçmişe göre daha sağlam, daha uzun ömürlü piller üretilse de, tek kullanımlık hatta şarj edilebilir pillerin de bir ömrü var. Bense ailenizin sıfır çöpçüsü olarak yıllardır aynı pilleri dolduruyorum, yani şarj edilebilir piller kullanıyorum. Sanırım bazıları lise yıllarımdan yani 15 yıldan fazladır benimle. Ancak biliyorum ki benim de pillerim bir gün beni terk edecek. Bir kısmı düştü bile. 
*

Peki atık pil kutusundan sonra piller ne oluyor?

"Ay Utku ben pili şarj etmekle uğraşamam" derseniz, pilinizin çöpe gitmemesi ve dolayısıyla toprağı ve suyu kirletmemesi için atık pil kutularına atabilirsiniz. Atık pil kutuları artık her yerde. Sokakta, iş yerinde, bakkalda. Henüz yakınınızda yoksa da okul, iş yeri gibi toplu kullanılacak bir alan için TAP'a - Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği'ne eposta atarak bir atık pil kutusu isteyebilirsiniz, gönderiyorlar. İş yerimde öyle yapmıştık, yoksa mouse pilleriyle başa çıkamazdık. 
Toplanan pilleri sokaktaki büyük atık pil kutularına götürdüğünüzde, artık atık olan bu piller, lisanslı bertaraf araçlarıyla lisanslı bertaraf tesisine götürülüyor. Bu tesislerde uygun şartlarda ayrılıyorlar.
Aksi halde çöpe atılan pillerin içindeki ağır metaller zamanda bozulup sızarak sulara ve toprağa karışır. Örneğin bir kalem pil, 4 metrekare toprağı kirletiyor, bu toprağı üretim yapamaz hale getiriyor. 
*

Su ve topraktaki ağır metal tehlikesi

Sudaki ağır metaller tüm canlılara olduğu gibi bizi de doğrudan ve dolaylı etkiler. Öyle ki Türkiye'de pirinçlerde o kadar yüksek oranda ağır metal var ki, uzun süre pirinç yememiştim. Belli bölgelerden gelen pirinci hala yemem. Ancak bildiğim üreticinin pirinciyse alırım/yerim.
*
Şarj edilebilir pil kullanın. Şarj edilebilir pil kullanamıyorsanız, tek kullanımlık pil kullanıyorsanız -ilk kez diyor olabilirim- atığını atık pil kutularına atın. Çöpü sıfırlayın.
*
Sevgiler, 
Utku
@kentteekolojikhayat

Sofra Tuzunda Mikroplastikler

Şubat 13, 2019

Sofra tuzlarındaki mikroplastiklerden haberdar mısınız?

Çukurova Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu'nun geçtiğimiz sene ülkemizde satılan 16 farklı sofra tuzunda yaptığı araştırmaya göre 16'sında da mikroplastikler çıktı. Deniz tuzu, kaya tuzu, göl tuzundan oluşan farklı kategorilerdeki tuzların sonucu korkunç.

Sedat Hoca'nın çalışması ile ilgili yazıyı linkten okuyabilirsiniz. Tüm çalışmalarına linkten ulaşın.
*

Peki sudaki ve topraktaki bu mikroplastikler neler, bu mikroplastiklere nasıl oluyor?

Mikroplastikler dediğimiz, duş jellerinde, bulaşık ve çamaşır makinesi deterjanlarında, jölelerde, şampuanlarda ve daha bir sürü temizlik ve kişisel bakım ürününde bulunan minik renkli toplar.
Koyu renkli minik toplar-> mikroplastikler (Görsel Yeşilist'ten)
Gözle görülen bu minik renkli toplar mikroplastikler çok ülkede yasaklandı. Bizim ülkemizde de bazı çalışmalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. 
*

Peki mikroplastikler sadece bu gözle görülen minik renkli toplar mı?

Duş jellerinde, deterjanlarda, nemlendiricilerde bulunan parçacıkların yanı sıra, polyester tişörtler, pet şişeler, plastik poşet gibi plastiklerden kopan mikroplastikler de neden oluyor.
Örneğin polyester karışımlı tişörtümüzü çamaşır makinemizde yıkarken yıkanma esnasında sürtünme ile kopan mikroplastikler, "güvenli" plastik kabımızdan bulaşık makinesinde kopan mikroplastikler, "minicik" pipetimizin denize uçması ile zamanda kopan mikroplastikler, asla geri dönüşmeyen sadece kartondan oluştuğunu sandığımız kahve bardağının plastik tabakasından kopan mikroplastikler, çöp poşeti yaptığımız plastik poşetlerden kopan mikroplastikler ve dahası.
*
Daha önce neden polyester tişört yerine pamuklu tişört kullanmamız gerektiğini mikroplastikleri de ekleyerek yazmıştım.
*
Suda olduğunu bildiğimiz mikroplastiklerin, deniz tuzu ve göl tuzunda çıktığı için şaşırmadık; ama kaya tuzunda da çıkması havada da mikroplastiklerin olduğunu gösteriyor.
*
Tuzu bırakmak çözüm mü? Hayır. Tuzdan alacağımız sadece lezzet değil; mineral de.
Peki plastikleri çöpe atmak çözüm mü? Plastiklerin hepsi çöp. Çöpü sıfırlayalım.
*
Sevgiler,
Utku
@kentteekolojikhayat
 
Copyright © Kentte Ekolojik Hayat. Designed by OddThemes